Açıklama
Yas evrelerinden hiçbirini atlatamadan içine birkaç evren birden sığdırmaya çalışan Attila, acısının büründüğü kimlikleri anlamlandıramadan tanrısal bir yolculuğun ilk adımlarını bedenini parçalayarak atmak üzeredir.
Sahibi olabileceği tek gerçeklik düşleri iken üstelik.
Karısı Irmak’ın yasını her gün hiç usanmadan, bıkmadan teperek ulaştığı bir meyve ormanı içerisindeki bahçesinde tutarken; ulu bir kuşa benzettiği Aladağların, kanatlarını açıp kendisine doğru uçmasını ummaktadır.
Yine, yağmurlu bir güz günü gittiği bahçesinde bulduğu gizemli bir taş, düşleri ile busbulanıklaşmış gerçekliği arasındaki bütün bağları kopararak Attila’nın içerisine istediği kadar evren sığdırmasına olanak sağlar.
Bir tutam karanlığın köşelerinde oynanmaya zorlandığı kapmacanın kazananı mı kaybedeni mi olduğunu anlayamadan sürükleneceği, bambaşka bir evrenin hiç de başkalaşmayan bir yeryüzünün sakinlerinden İdil, Kara ile Kün Kün’ün maceralarına çoktan ortak olmuştur bile Attila.




