Açıklama
İnsan kötülüğü çoğu zaman kendinden uzakta arar.
Savaşlarda, ideolojilerde, iktidarlarda; başka inançlarda, başka kimliklerde, başka hayatlarda…
Oysa kaos her zaman dışarıdan gelmez. Bazen bir insanı yalnızca ait olduğu kimlikle gördüğümüzde, korkuyu vicdanın önüne koyduğumuzda, kendi doğrumuzu mutlaklaştırıp karşımızdakinin insanlığını unuttuğumuzda başlar.
KAOSUN MERKEZİ, kötülüğü yalnızca büyük felaketlerin içinde değil, gündelik hayatın görünmez kırılmalarında da arayan bir yüzleşme metni. İnançtan aidiyete, korkudan aşka, toplumsal kutuplaşmadan merhamete uzanan bu sorgulama; insanın hem yıkımın kaynağı hem de ondan çıkışın imkânı olabileceği gerçeğinin izini sürüyor.
Bir çocuğun ölümünü hangi düşünce haklı çıkarabilir?
Bir insanın acısı hangi kimliğin ardına saklanabilir?
Ne zaman fikirlerimizi insanlardan, korkularımızı vicdanımızdan daha değerli hâle getirdik?
Belki kötülük, sandığımız kadar büyük ve uzak bir yerde başlamıyordur.
Belki ilk kırılma; karşımızdakini artık bir insan değil, bir kimlik, bir tehdit, bir taraf olarak gördüğümüz anda gerçekleşiyordur.
Ve belki de dünyanın kaosunu anlamak için önce dönüp bakmamız gereken yer dışarısı değil, kendi içimizdir.
Çünkü kaosun merkezi, çoğu zaman insanın kendisidir.




