Açıklama
Yerin yedi kat dibinden yükselen boğuk sesler, hayatın yokuşlu patikalarında iz bırakan derin acılarla karışır. Bu topraklarda yazılan her hikaye, kendi lekesini taşır.
Madencilerin zorlu ekmek kavgası, bir çocuğun masumiyetini çalan trajik bir olayla iç içe geçerken, babadan yadigâr incir ağaçları doğanın tahribatına karşı son bir direnişin sembolü olur. Savaşın savurduğu hayatlar, umudun incecik ipine sarılarak belirsiz bir geleceğe doğru yol alır. Doğumun getirdiği yeni bir mücadelenin ve geçmişin karanlık anılarının izleri, kimliğini arayan bir kadının hikayesine karışır. Her biri, yorgun omuzlarında taşıdıkları yükleri bir nebze olsun hafifletmek, hayatın getirdiği lekelere rağmen bir ışık bulmak için direnirler.
Bu anlatılar, zamanın acımasızlığına karşı koyarken, geçmişin gölgeleriyle sarılıp sarmalanmış hayatların izini sürer. Tüm acılara rağmen, umut yeşerecek midir? İçinde taşıdığımız lekelerle, kendi gerçeğimizde “yeter” olabilecek miyiz?




